5 Nisan 2009 Pazar

GÜMBÜR GÜMBÜR



Tısırdayanı,fosurdayanı,hırıldayanı biliriz de bu gümbür gümbür bişey.Gündüz tadilattı arabesk müzikti envai çeşit gürültü kirliliğinden dikkatimi veremediğim için absürd saatlerde uyuyup uyanıyorum ders çalışmak için.Tam huzur buldum nirvanaya ericem derken sanki evin içinde kükrüyormuş gibi ürktüm bu saatte.Tanrım alacakaranlık kuşağı gibi.Belki o kadar şiddetli değildir de gecenin ölüm sessizliğini yarıp geçtiği için olsa gerek dayanılmaz geliyor şiddeti.O evde başka uyuyan var mı acaba,yazııık.
Sustu!Yan mı döndü,yoksa öldü mü.belki de karısı boğazlamıştır.Çenesini bağlamak lazım öldüyse de,ölmediyse de...

4 Nisan 2009 Cumartesi

ÇİZDİM OYNAMIYORUM


Cillop gibi kırmızı spider Converse lerimi kestim.Hem de uyku gözümden akıyor diye yatağa dalıp kıvranırken.Birden bir ışık huzmesi geldi diyerek olayı ulvileştirmeyeceğim.Zıpladım uçarak makası buldum veeee.Keserken de bu şarkıyı söyledim içimden ruh halime uygun olarak.Kıh kıh..İyiki evde kimse yoktu beni durduracak.
Vukuatım tam olarak bu kadar çılgınca olmadı aslında.İnsan uykusuzluk çekerken niye uyumaz.Kendime uyuyayım diye bir masal anlatırken birden masalın içinde buldum kendimi.Hıdırellez şenliklerindeymişiz,Ahırkapı'da.İyiki bişey duydum kanım kaydadı hemen.Ananemin her duruma olduğu gibi buna da bir sözü vardı ve nedense bana çok söylerdi:Bitin kanlandı yine!Velhasılı kelam orada da kırmızı giymek adettenmiş ya.Bende kırmızıyı hiç sevmem kıyafetlerde,yakıştırmam ya da kendime o nedenle kıttır repertuvarım kırmızı konusunda.Sonracığıma (ballandıracağım ya ritüelimi bağlaçlarım da cıngıllı oldu) Bu cicileri de zamanında görmüş ve vurulmuştum.Ben almadan merhum hediye etti netekim ancak bazı durumlarda geçerli olduğu üzere kavuşunca vitrindeki kadar cazibeli gelmedi nedense.O gün bugündür sayılı giyişlerimde de hep bi eğretilik buluyordum.Sebebini çözdüm Converse nihayetinde bir bez ayakkabı,sıcakta bileğe kadar onları giyince afakanlar basıyordu.Ben de kestim babet yaptım.Yarın da ilk iş amatör müdahaleme profesyonel bir girişimle kesik kısmına dikiş attıracağım.Artık kırmızı babet Converse lerimle Ahırkapı'dan kovamazlar beni.hem kimsede yok böyle kesik kafalısı.Söylemeden farketmezlerse rötüş yaptığımı fellik fellik arayacak ikoncanlar.
Canı acımışmıdır acaba...

NE GÜZEL


Mr. :Benim de oğlum ikinci üniversiteyi okuyor.
Mrs.N.G.:Yaaaaa!Ne güzel,hiç yaşınızı göstermiyorsunuz?

Mr. :55 yaşındayım ben.
Mrs.N.G.:Aaa,ne güzel.Maşallah.Eşiniz çalışıyor mu?
Mr. :Yok.
Mrs.N.G.:Ne güzeeeel,olsun olsun.

Güzel olan ne,kimin için güzel sonra.Eşinin çalışmaması adam için mi güzel,kadın için mi?Neresi güzel?Dinlemiyor ki hasbam,ne güzel e programlı beyni herşeye ne güzel diyor yaydıra yaydıra.Biz de emprevizyon,butlan,paftos,tediye ile hipertrofiye uğramış beyinlerimizle bakıyoruz mütemadiyen.
Mr. kasılmaktan iki kat olmuş gıdısıyla tek kaş havada anlatıyor.Mrs. Ne Güzel'in de ne dediği malum.Yüzüne yapışmış emanet duran yılışık sırıtışıyla Mr'ın her cümle bitiminde o iki sihirli kelimeyi söylüyordu yeni bir soru sormadan.Diyaloğun tıkanmaya başladığı anda birdenbire maskesini atıp bize döndü.Yüz ifadesi değişti,haşin dominant bir ifade aldı eskisinin yerini.Ses tonu da Mr. ile konuştuğunun aksine tizden bas a dönüp desibeli yükseldi.Ardı ardına komutları sıraladı.Ya babasında ya eşinde bir askeri köken olmalı,hanım hanımcık olmakla rütbeli olmak arasında sıkışmışlık hissi uyandırdı.Daha fazla irdeleme inceleme fırsatı bulamadan zil çaldı.Hem de Hababam Sınıfı'nın müziğiyle.Az önceki şaşkınlıktan,coşkuya döndü içimdeki his birden.NE GÜZEL..:)

3 Nisan 2009 Cuma

Muzurdum Maruz Kaldım

Bol uyku,çikolata ve bilimum tatlı şeylerle dışarıdan enjekte etmeye çalıştığım suni seratonin yetmiyor kendimi blog rekoru kırdırtmaktan.Yapmam gereken işlerden kendimi alıkoyup düşündüklerim içsel atığa dönüşmeden buraya tükürüyorum.
Çok can yakan şehrin sarı çizmelisine gelince,maruz kaldığım durumun telafisi için benim farkındalığımı farkettirmem yaşanılan ile hissedilenin tezatını düzeltir mi bilinmez ancak bekle ve gör diyebiliyorum kendime bu seviyede.önyargı-kuruntuya müsade etmemeye gayret ettikçe 6. hissim kafiyeli olarak 'sen bu kafayla sittin sene iflah olmayacaksın' diyor (sittin:60)

P.S. Pollyanna çekgit bebeğim artık içimden...

2 Nisan 2009 Perşembe

FORMÜL



Formüllere bağlı kalmak özgünlüğü yok eder tezimden yola çıkarak gidişatı iyimserlikle karşılama dirayetim her geçen gün azalmakta.Hayatımın her alanının sistemli bir şekilde formüllere,sebep sonuç ilişkilerine bağlı olmasını eleştirmek yerine kabullenmeye geçmek gerekliliğine ikna olmaya başladım.Çünkü uygulamaya geçmekte inat ettiğim formülüzasyonların,zamanında deneme yanılma yoluyla sayısız çalışmalar sonucu oluşturulduğunu zannediyorum.
Sosyologlar olayı çözmüş ayıklamış önümüze koymuşken ne diye uğraşırım ki farklı olacak diye.Formülün dışına çıkıldığında az da olsa hedefe yakın sonuçlar çıkabilir (hedef neyse artık?)Bu da standart sapmadır,istisnadır.Bu yüzdeyi kendine yediremeyen bilir kişiler kaideyi bozmadığını öne sürerek teselli bulmuşlardır.

Sağgörümü incitmemek adına ne demiştik:Denemeden yanılmak olmazdı

1 Nisan 2009 Çarşamba

Little Things


Nisan ayının gelişiyle yeniden takılan pembe gözlüklerin ardından bakınca Hayat,etekleri uçuşan yeniyetme bir kız çocuğu.O hiç mutsuz,depresif,agresif olamazmış da tek tasası süsü püsü ve sevdalısıymış gibi gelir ve büyükleri her seferinde kafa tutar 'biz senin yaşındayken' diyerek.Oysa her Hayat ın gücüne göre omuzlarında ağırlaşan sorumlulukları vardır.Boyu ufacık tefecik olduğundan onun seviyesine inip göz teması kuramayan büyükleri(!)yukarıdan bakınca pembe gözlüklerin ardındaki derinliği farketmezler.Gündüz bakmaz çıplak gözleriyle kirli dünyasına,içine sızacağına dair takıntısı vardır kötülüklerin.

Yaşıtları sevgiliyi elde tutma tiyoları adlı yazıyı okurken cosmoblabla da,her alınan kilo için dertlenirken ve trendleri kıyasıya takip edip 'küçük şeyler'de boğulurken Hayat onları hep tepeden izledi.Küçümsemek için değil, devasalığın içinde nasıl olup da bu kadar ayrıntıda kalabildiklerini gördü.Aykırı duruşuna rahmen uyum sağlamaya çalıştı çevresine.Gördüklerini değil de görmek istediklerini düşledi her hayal kırıklığında.Ve derdini dinletemediği için sustu en sonunda,pes etmek değil de olacakları önceden görüp seyretme lüksünü kendinde bulduğu için...

31 Mart 2009 Salı

Love is Cake

Kek yapımının en haz veren kısmı sanılanın aksine piştikten sonra çay ile afiyetle yemek değildir.Doğru malzemelerin biraraya getirilmesinden ziyade uygun bir ruh hali seçilmeli (en uygunu öforik olandır aykırı bir durum sözkonusu ise bkz:biber dolması tarifi) bu ahval ve şerait içinde kek hamuru çırpılıp -ki bu süre mümkün olduğunca uzatılmalıdır-ısıtılmış fırına atılmalıdır(derecesi şehvet durumuna göre değişir).
Malzemelerin seçimi kişinin hayattan aldığı tatlara göre değişip en baştan çıkarıcısı tarçındır.Örneğin abartılı şaşaalı yaşamayı sevenler yumurta sayısını arttırıp kabartma tozunu eksik etmemelidir.Zaten malzemeler öyle ya da böyle birbiriyle ahenk içinde olduktan sonra kokusu ve görünümünden çok verdiği tat esastır.Fırından gelip beyine açlık sinyalleri veren kokuların sarıp sarmaladığı safhada işte tam da bu sırada en umulmadık kısım en zevklisidir.Kekin pişmemiş çırpıcıda kalan hamurunu afiyetle (tüm parmaklar kullanılıp ) silip süpürmektir.