12 Nisan 2009 Pazar

ÇOCUKLAR GİBİ ŞENDİK


Pazar sabahı,geç yatıp erken kalkılmış olması münasebeti ile meymenetsiz uyandım ve çıktım evden.Oysa gideceğim yöne kanalize olabilsem pür neşe olmam gerekirdi.Çıkarken evde unutulmuş olması muhtemel bişeyler uyardı beynimi sürekli.Sevimsizlik belki de burdan geliyordu bilmiyorum.Üzerine birde hava durumuna bakılıp,tüm hazırlığı bu yönde yapıp gri bir hava ile karşılaşınca hepten geldiler hiç gitmeyenler.

Neyse ki günün sonu rivayet olunduğu üzere başladığı gibi sürmedi.İşin içinde temiz hava bol gıda olur da kötü gider mi zaten hiç.Yolda ota boka güldük,bir ara güneşi gördük:) çılgınlar gibi alkışladık nazlanmasın diye.Hız faktörünün yolaçtığı kedilik içgüdüsüyle yerime yapışıp nefes tutmam dışında herşey olacağına vardı.Gittik,gördük,gezdik vesselam.

Bugünün piknik anatemalı beyin fırtınası kelimeleri: fotoğraf,alabalık,poz vermeyen kertenkele,hamak,salıncak,ıslak ayakkabı,vurgun,Obama,testi taşıyan masum köylü kızı,Kartepe...

P.S. Siparişlerim yarın gelir umarım,feci aşeriyorum.Sanal alemin insanlık alemine hediyesidir bu site.

11 Nisan 2009 Cumartesi

TELKİN



Çocuk kahkahaları,Ardaaaaaaa,Molko'nun mavi gözleri..Yine çocuk gülüşleri,göze batan günışığı,sıkışmışlık hissi,sıcaklık,kapı zili.Molko siyah ojelerini çıkarıyor oğlu ağlarken,tekrar kapı zili...

Gündüz uykusu senin neyine.Günleri tersine çevirmişken ne güzel,iyi ettiniz beni uyandırdınız.Pilates topunu tekmeleyip yarı açık gözlerimle dağınık odadan yol buldum kendime.Ne demişti Mavi saçlı kız'ın babası 'dağınık bir odada yaşanmışlık vardır,ben düzeni severdim.Al işte!'

Kalbim kadar temiz sayfayı diye başlardık bundan onbeş yıl önce artık direk konuya girer olduk zamansızlaştığımızdan ya da bunu mazeret edindik.Ya da ben bunu adet edindim kendime,girişmeden konu gelişiyor kendiliğinden.

Havanın güzel olmasına inat eve kapattım kendimi.'Ev yutar insanı' demişti Gülse Birsel,uyarmıştı.Herşeyin canı cehenneme dedim hücreme girerken uyandığımda iyileşmeyi umarak.

Umduğumu buldum mu?Bulamadım..Bulduğumla yetinmeyip üç yıldır bu anı sabırla bekleyen merlot'uma kıydım.Kıyarken de canım isli çerkez peyniri çekti.Onun yerine müco yaptım içerken,üzerime afiyet.

Korku filmi izlerken korkmamak için sahne arkasını düşündüğüm gibi vücudumdaki ani değişimleri yadırgamamak için de fizyolojisini düşünüp kabulleniyorum geçiciliğini.Acth salınıyor olmalı estradiol ile birlikte.Geçecek,geçecek...





DEJAVU


Bulutlar içiçe ve her an başka
Bir resim oluyorlar
Başka bir adla başka bir zamanla
Rastlasaydım demiştim ya o gün sana
Vazgeçtim kaçmak yok söz bu kez
Çok güzel uyuyorsun diye yanımda
Bak çok gevezeysem hadi kapat çenemi
Sözcükler ne ki duygular yanında
Yoksa yarın sabah uyanıp ayılınca
Utanacağım şeyler söyleyebilirim şimdi
Ya da bırak hazır açmışken kapılarımı
Kalbime biraz daha temiz hava girsin
Yalancıyımdır biraz ama bana inan
Sarhoşken hep daha sahiciyim
Yine fazla içmişim bu akşam da
Coşmuş kalbim of nal gibiyim
Sağır kör dilsiz görünür kalbim
Ama bil ben aslında iyi biriyim
Bilirim çok kirlidir aşk seçilim
Ama bu kez farklı olsun diye
Sen ne dersen de denerim
Pek iyi olmadı şarkı en iyisi
Gel ortaçgil dinleyelim
Sıcaklığını verirken sen bana
Sızayım aniden kollarında
Ne zaman anlaşmış ki kalple beyin
Ve ne zaman düşünsem seni
Yaprak gibi titriyorken kalbim
la la la la la la la la la la la

Korku filmi müziği gibi başlayıp,arabesk devam edip korkutuyor insanı!Yine de yaşarken mırıldanılmış tadı var.Sevdim bu şarkıyı nedense...

9 Nisan 2009 Perşembe

Bakış Açısı


Bana göre;ikisi de yanılıyor.


:Lebezyatnikov ağlayan birini ağlaması için bir neden olmadığına inandırabilir.Bu mümkündür çünkü ağlayan zaten zayıf düşmüştür ve kendini teselli edebilecek herşeye inanmaya yolludur.Artık ağlamasını engellemiş olabilirsiniz de bunu artık zırlamasın,kafa şişirmesin diye mi yaptınız (bencilmisiniz?) yoksa üzüntüsünü azaltmak için mi ?(fedakar mı?- o halde neden ortak olmadınız?)


:Raskolnikov,o zaman yaşamak çok kolay olmazdı.Ağlamayarak herşeyin daha güzel olacağını mı sanıyorsunuz bayım!Laf olsun diye söylediğinizi umuyorum zira içinizdeki öldürme içgüdüsü bastırılmış duygularınızın tezahürüdür,yadsımayınız.




off topic:peak yapan teta dalgalarımın yerine son günlerde düz çizen alfa dalgalarından serpiştirmek istiyorum.

8 Nisan 2009 Çarşamba

ERGUVAN



Ağladım,ürperdim,üzüldüm hem de çok.Küçük ufacık bir ayrıntı gibi görünüp bir ömre bedel şeyler ifade eden bir olay tetikledi.Dolmuş şişmişim demek ki şimdiye kadar,küçük bir çentikten yol buldu üzüntülerim.Aktı aktı...Pişmanlık mı bu dışavurumun adı vicdan azabı mı?Bir benim için çaba sarfedenlere baktım,bir de benim çaba sarfettiğime.Omuzlarımı çökertti mahçubiyetim.
Sonra ne duydum ne konuştuk bilmiyorum.Uğultudan ibaretti dizlerim çözüldükten sonrakiler.Yanlızlığa şuan olduğundan daha fazla ihtiyaç duyamazdım.Kendi içimde ifade vermem gerek yargısız infaz etmeden önce.Başımı toprağa gömüp ağlasam ağlasam.Gözyaşlarımı özsuyu yapan bir erguvan yeşerse orada.Ve kimse bilmese hikayesini...

6 Nisan 2009 Pazartesi

TO TRUST OR NOT TO TRUST

İşte bütün mesele bu!

Trende arka çaprazımda oturan iki teyze nin yol boyu (yaklaşık 4 saat) 'bu devirde kimseye güvenilmez' ana temalı konuşmalarına istinaden...

Ortaokuldayım,96-97 öğretim yılı olmalı.Edebiyat dersinde,öğretmenimiz Kamil Çalışal herkes bi kompozisyon yazsın diyerek bizi azad etti güya.Sınıfta kızılca kıyamet kopuyor.Bende kakara kikiriden sonra,biraz çekinik ardından frenleri patlamış gibi yazıyorum kompozisyonumu;Sürekli elinde salçalı ekmek sabahtan akşama o ev senin bu ev benim gezen lojmanımızın maskotu Erdinç'ten bahsettiğimi hatırlıyorum.Benim babam der sarılırdım babama ağlardı: 'benim babaaam' diye.Babamın da oğlu yok ya çok hoşuna giderdi Erdinç'in onun için ağlayışı.Ben gülerken annemin 'ağlatmayın şu çocuğu' deyip kucağına almasıyla susardık.

Dersin bitmesine az kala kompozisyonlarımızı istedi,herkes birbirine bakıyor.Ben de o kadar beğendim o kadar içime sindi ki yazım,yüzümde yayvan bir sırıtışla gittim verdim kağıdımı.Bekliyorum tepkisini,gözlerim parlıyor içim coşmuş.Okudukça ciddileşti ifadesi.Bitirdi,düşündü.Bana baktı:Nerden yazdın bunu?Önce gülüşüm dondu,sonra gözlerim doldu.

Gülerek verdim diye mi şüphelendi,bende o yazıyı yazacak yeteneği göremediği için mi,yoksa ona da mı öğretilmişti kimseye güvenmemesi gerektiği.Üzerime düşeni yapıp özene bezene bir iş çıkarmışım,geribildirimi motivasyon olacağına demoralizasyon oluyordu.Beklenti içine girmeden yapılan iyi niyetli davranışlar güvensizlikle karşılık bulur özetle.

Teyzeler:Zaman çok değişti kimseye güvenilmiyor deyip durursunuz,bundan 12 sene önce de dünya çok farklı değildi...

ISLANMAK GÜZELDİR




Güneş tepenizde içinizi ısıtırken ıslanmak sadece güzel değil şahanedir de.Eve geliş yolumda manzaraya nazır şahane olmasa da mis gibi ıslandım.Önce biraz koştum nisan ayına kanıp distomban giyindiğimden üşüyerek.Siyah beyaz desenli bir kedi geçti önümden milletin koşmasına umursamadan aheste.Geçerken de arkasını dönüp yüzüme baktı 'tipe bak' der gibi.Koştukça daha çok ıslanıyorum damlalar ivme kazandığı için,kedi bile kedi aklıyla kınadı halimi.Vazgeçtim koşmaktan,zaten koşulacak kadar deli yağmıyordu.Şahane olmaya bir güneş eksikti onu da çekip çıkardım yaşarken çok uzun,düşünürken çok kısa gelen bir anımdan.

İki yıl önce Foça'da,önde ben avarel,arkamda en sevilesi zamanlarında jack(2,5) ve joe(1,5)...bahçede fıskiyenin çizdiği daire altında kahkahalarla koşarak turlarken anne,teyze ve abladan oluşan evin altın kızlarının feryat figan,oyunumuzu bozup beni fırçalamalarıyla son bulmuştu eğlence.

Eve gelirken gördüm pembe koltuğun yerinde pembe çiçekler açmış.Bu bir işaret mi yoksa?